
Alcorcon maçının devre arasında, sahanın ortasında, oyundan alındığı için Pellegrini'ye .iktir çekmek ( a tomar por culo ) kesmemiş Guti'yi. Çıkarken taraftara da gideri yapmış. Sezon başında "beni kalmaya Pellegrini ikna etti diyordu" oysa. Futbolda dün yok bugün var.
28 Ekim 2009 Çarşamba
Delikanlı Guti
Vieri & Coco

Açıklaması formaliteydi, kafada çoktan bırakmıştı futbolu Vieri. Epeyce sosyal faaliyette de bulundu, poker dahil; ama ikisini birden yürütebileceği yerden teklif gelince reddedememiş sanırım. Christian Vieri bıraktım dedikten 1 hafta sonra Brezilya kulübü Botafogo SP ile önanlaşma yaptı. Sağlık kontrolünden geçerse sözleşme imzalayacak. Yancısı da Inter ve milli takımdan arkadaşı Francesco Coco. Bu Botafogo ünlü Botafogo değil yalnız. Ulusal liglerde oynamıyor Botafogo. Paulista Eyaleti'nin ikinci liginde oynuyorlar. Pokerden daha çok kazanırlar, arada da topa vururlar.
Heiko Herrlich

Hamburg'un en iyi zamanlarına canlı tanıklık edemedim ama Bundesliga'nın diğer sevdiğim takımı Dortmund'un ettim. Ottmar Hitzfeld yönetiminde Şampiyonlar Ligi ve Bundesliga şampiyonluklarını kazanırlarken işi bitiren ayaklar Möller - Riedle - Chapuisat üçlüsüydü . Bunlar teklediğinde Lars Ricken ve Heiko Herrlich oynardı. Daha sonra birinci tercihler oldular, beraber oynadılar ve 2002 yılında ikinci kez Dortmund ile şampiyonluk tattılar ama erken bıraktılar. Ricken'i bıraktıktan sonra bir daha futbolla ilgili bir alanda görmedim ama Herrlich teknik direktörlüğe başladı. Almanya U-17 ve U-19 takımlarıyla iyi de iş çıkardı. Artık Bochum'un hocası. Yakışır.
Galaksiye Meteor Düştü

Real Madrid'in dün 3. lig takımı Alcorcon'a 4-0 yenilmesinin imkansızlığını birçok şekilde açıklayabilirsiniz. Bizde adet olan takımların ekonomik değeridir. Avrupalı işin borsasında değil, futbolunda. Marca araştırmış; dün Alcorcon'un yendiği takımın toplamda 95 kupası, 465 milli maçı var. Futbolun eşsiz oluşunun sebebi bu. Futbol gerçekten affetmiyor. Diğer tarafta Florentino Perez de affetmeyecektir. İlk 3 yılında 6 teknik adam ile çalışmıştı. Ortalama altı ay eder. Pellegrini'nin ömrü daha da kısa olacak gibi. Kötü haber ise Real Madrid saygınlığında bir teknik direktörün şu an boşta olmaması. Dün Valdano devre arasında soyunma odasına inmiş. İspanyol basını takım elbiseyi çıkarıp eşofman giyebileceğini yazıyor Arjantinli'nin. Barcelona medyası ve kenti ise keyiften dört köşe tabi. Milan - Gijon - Alcorcon serisi için Türkiye'den yardım alabilirler. "Önce cannes, sonra van, dakika doksan, gol kurthan", "rerere rarara samsun antep antalya" gibi referanslarımız var.
27 Ekim 2009 Salı
Brezilya Aday Kadrosu

Brezilya gelecek ay Arap Yarımadası'na gidecek. Önce İngiltere ile Katar'da oynayacaklar, sonra da Umman'a konuk olacaklar. Brezilya'daki şampiyonluk yarışı o dönem iyice alevleneceğinden ötürü içeriden oyuncu yok kadroda. Bütün oyuncular Avrupa'dan çağırıldı ve epey yeni yüz var. Her ne kadar seçeneklerini genişletmek istediğini gerekçe gösterse de, sol kanattaki arayışı devam ediyor Dunga'nın. Formsuz Andre Santos ve Deportivo'dan Filipe kesik yemiş. Fabio Aurelio ve Michel Bastos'u deneyecek Dunga. Elano ise kadroda.
Goleiros: Julio César (Inter de Milão), Doni (Roma)
Laterais: Maicon (Inter de Milão), Daniel Alves (Barcelona), Michel Bastos (Lyon), Fábio Aurélio (Liverpool)
Zagueiro: Luisão (Benfica), Juan (Roma), Naldo (Werder Bremen), Lúcio (Inter de Milão)
Meias:Gilberto Silva (Panathinaikos), Josué (Wolfsburg), Ramires (Benfica), Felipe Melo (Juventus), Julio Baptista (Roma), Kaká (Real Madrid), Elano (Galatasaray), Alex (Spartak Moscou), Carlos Eduardo (Hoffenheim), Lucas (Liverpool)
Atacantes: Luis Fabiano (Sevilla), Nilmar (Villarreal), Hulk (Porto), Robinho (Manchester City)
Sega Keita

Bizde Mustafa, Mehmet, İbrahim neyse Afrika'da Keita o sanırım. Fildişili Abdelkader ve Malili Seydou'dan sonra Senegalli Sega Keita. Henry ve Evra'nın yetiştiği Paris'in Les Ulis bölgesinde büyümüş. Senegal sadece doğduğu yer hanesini dolduruyor gerçi. Milli takım seçimi şimdilik Fransa. Bugün dış basında Zidane tarafından Real Madrid'e tavsiye edildiği yazıyor. 92 doğumlu ve 1.77 boyunda. Ben hiç izlemedim ama hücuma yönelik ortasaha oynuyormuş. Milli takımdan hocası Emmanuel Beauchet'e göre hızı, gücü ve iki ayağını da kullanabiliyor oluşu en belirgin özellikler. Fransa U-17 ve U-18 formalarıyla 36 maçta 16 gol 7 asisti var. Troyes oyuncuyu Ekim ayının başında profesyonel yapmış. Notumuzu düşelim, Real Madrid'e gidecek kadar iyiyse yad ederiz postu.
Gönderen
Alper Öcal
zaman:
14:05
2
yorum
Etiketler: Futbol, Genç Yetenekler
Kartkolik Vidic

Zamanında Boliç her Galatasaray maçında, iyi ya da kötü oynasa da, gol atma gibi bir özelliği ile manşet olurdu. Nemanja Vidic'in şöhreti biraz daha kötü. Haftasonu oynanan Liverpool maçında kırmızı kart gördüğü. Son 3 Liverpool maçında gördüğü 3. kırmızı kart bu Vidic'in. 3 senelik EPL kariyerinde de toplam 43 kartı var. Daily Mail üşenmemiş EPL'nin 4 büyüğünde oynayan diğer mevkidaşların da kart rakamlarını çıkarmış. Vidic'in yanına yaklaşan yok. Partneri Ferdinand'ın aynı dönemde 15 kartı var. En yakın rakibi ise 29'ar kartlar Terry ve Carragher. Ağaç yaşken eğiliyormuş aslında. Şu an bana göre mevkisinin en iyisi olan Sırp zamanında Fenerbahçe'nin sezon açılışında Fenerbahçe Stadı'na çıkmıştı Kızılyıldız formasıyla. Takım kaptanıydı üstelik ama Washington karşısında paspas olmuş ve sarıyı yemişti. Bu da nostaljisi. Milliyet'ten.
Maradona Birası
26 Ekim 2009 Pazartesi
Brezilya'da Son 7 Hafta

Palmeiras'a son 2 haftada kaybettiği 6 puan için teşekkür etmek lazım. Sayelerinde Brezilya'da çok keyifli, çok çekişmeli ve çok takımlı bir şampiyonluk yarışı var. 5 takım, hatta 48 puanlı Cruzeiro'yu da dahil edersek 6 takım potada. Vagner Love, Diego Tardelli, Andres D'Alessandro, Washington ya da Adriano'dan biri kupayı kaldıracak. Palmeiras teknik direktörü Muricy Ramalho Brezilya'nın Fatih Terim'i olaya hazırlanıyor. Fikstür aşağıda. C içeridekileri maçları, f deplasman maçlarını işaret ediyor. Şampiyonluğun anahtarını Atletico Mineiro tutuyor gibi. Son 5 haftanın 3'ünde şampiyonluk adayları Flamengo, Internacional ve Palmeiras ile oynayacaklar. Flamengo ve Adriano'ya yakışır kupa.
Totti ve Roma
Geçen sene 1-0 kaybedilen Siena maçında açılmıştı bu pankart. Roma o maçın ardından ligde 14. sıraya düşmüştü. Daha sonra toparlandılar ama Şampiyonlar Ligi trenini kaçırdılar. Film bu sene de aynı başladı ama bu kez Spalletti'ye sabretmediler. İlk 2 haftada alınan 2 mağlubiyetten sonra Ranieri'yi çağırdılar göreve. İlk 5 maçında mağlubiyet yüzü görmedi Roma. Fiorentina, Napoli gibi ligin kalburüstü kadrolarını yendi. Catania ve Palermo deplasmanlarından puan çıkardı. Totti'nin bu 5 maçta 5 golü var. Son iki haftada ise önce son yılların en kötü başlayan Milan'ına kaybettiler, ardından da Livorno sayelerinde ligdeki ilk galibiyetlerini aldı. Fulham deplasmanından da beraberliği 90+3'te kurtardılar. İlk 5 ile son 3 arasındaki fark Totti'nin varlığı ve yokluğu. Kötü haber şu ki; dizindeki menisküs yüzünden atroskopi olacak ve en az 3 hafta daha yok kaptan. Mourinho harbiden şanslı adam.
Agüero ve Forlan

Atletico Madrid ilk defa kötü başlamıyor lige. Geçen sene de kötü başlamışlar ve faturayı Javier Aguirre'ye kesmişlerdi. La Liga'nın küme düşme hattına girince geçen senenin kurtarıcısı Abel Resino'yu kovmaktan çekinmedi Gil Marin. Şaşırdım mı ? Hayır. Son 16 yılda 37. kez aynı döngüye giriyorlar. Bu istikrarsızlık çok bedeller ödetti Atletico Madrid'e, küme bile düştüler ama akıllanmadılar. Bunun da bir bedeli olacak elbette. Agüero ve Forlan bu takımda durmazlar. Gil Marin de farkında ve sene başında Agüero ve Forlan'ı satmadığına pişman. Zira reddedilen teklif kendi açıklamasına göre 86 milyon €. Transferde Real Madrid etkisi geçip, piyasa düşeli çok oldu. Chelsea'nin başı transferde FIFA ile dertte. City'nin forvet istihkakı doldu. Atletico Madrid bu durumdayken ne devre arasında ne de sezon sonunda bu parayı bir daha veren çıkmaz. Ben olsam Dünya Kupası için duaya başlardım.
Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray

Fenerbahçe ile Galatasaray'ın büyük resimde oynamak istediği oyun aynı aslında. İkisi de sezon başından bu yana topa en çok sahip olmaya çalışan, bol pas yapıp, çabuk ve tempolu katedebilen bir takım olmak derdindeler. Galatasaray'ın başındaki Hollandalı olunca ve özgeçmişinde Barcelona yazınca buna 'total' damgası vuruldu. Reformist, epik güzellemeler yapıldı. Alakalı alakasız herşey 'total' içine atıldı. Üstelik henüz ortada total futbol değil Ömer Üründül'ün blok futbolu olmasına rağmen. Aynı görevi, kariyerinin yarısını Türkiye'de geçirmiş bir Doğu Alman üstlenmeye kalkışması bu kadar ilgi çekici olmuyor elbette. Sadece şöhretleri değil anlayışları da farklı. Daum pekçok Alman gibi ağır rasyonel, Rijkaard ise en derininden romantik.
Varmak istediğim nokta şu; derbiden önce bildiğim tekşey Rijkaard'ın değişmeyeceğiydi. Oyuncu tercihleri değişebilirdi ama kendi bildiğini okuyacak, başarılı olduğu tarzını bırakmayacaktı. Üçlü ortasaha deneme, Fenerbahçe'ye tedbir alma ihtimali şartlar ne olursa olsun bana göre yoktu. Galatasaray edilgen taraftı. Sonucu Daum'un planının ne kadar etkili olacağı belirleyecekti. Öyle de oldu.
Galatasaray'da temel plan, Mustafa Sarp ve Ayhan Akman tarafından çok fazla desteklenmeyen, oyunu beklerin kurduğu, ileride Baros'un arkasında Arda - Elano - Keita üçlüsünün çabuk, dinamik ve ters top hücumlarıyla sağlanacak dominasyondu. Saha ve seyirci avantajı bir yana Fenerbahçe buna aynı anlayış ve benzer silahlarla karşılık verebilirdi. Alex hariç hücumda Galatasaray muadiline nazaran daha zayıf görünen Guiza - Alex - Andre Santos - Kazım'ı dörtlüsünü kullanıp; Galatasaray'a göre daha total olan kanat bekleri ve ortasahadaki Emre - Cristian tandemiyle oyunda fark yaratmayı seçebilirdi Daum. Maçın güzel geçeceği, tempolu ve gollü olacağı kehanetleri de aslında buna dayanıyordu.
Daum başka bir yolu seçti. Galatasaray zincirindeki en güçlü halkalarla yarışa girmektense, kendi tarzını değiştirmek pahasına da olsa oyunu Galatasaray'ın en zayıf halkaları üzerine inşa etti. Galatasaray omurgasında top hassasiyeti ve tekniği en düşük olan savunma ve ortasaha tandemi üzerine ilk düdükle birlikte kademeli prese ve ölçülü sertliğe başvurdu Fenerbahçe. Kazım - Emre - Cristian motorize gücü oluşturdular. Servet - Gökhan ve Mustafa Sarp - Ayhan Akman dörtlüsü kendi yarısahalarında daracık bir alana hapsoldu. Galatasaray hücum seçenekleri fazla olan bir takım. Kenarlardan sızabilecek başta Keita olmak üzere Arda ve Elano var. Onlara da kenarlardan Vederson ve Mehmet Topuz ile destek getirdi Fenerbahçe; ve Galatasaray'ın bütün pas bağlantılarını böylece koparmış oldu. İş artık bireysel yaratıcılığa kalıyordu. Orada da Fenerbahçe'nin fizik gücü ağır bastı. Sorun yaratabilecek tek ihtimal Milan Baros'un maçın başında Emre'nin - sarı kartlık - müdahelesiyle yerini mecburen Nonda'ya bırakmasıyla birlikte Fenerbahçe iyice rahatladı. Baros tehdidine karşı derin mevzilenen Lugano - Bilica öne çıktılar ve Fenerbahçe direksiyonu tamamen eline aldı.
Maç öncesi konuşulan avantajlar ve dezavantajlar yer değiştirdi. Galatasaray'ın dörtlü parlak hücum hattı atıl kaldı. Sağ kanadı da kendi bacağına kurşun sıkmaya başladı. Vederson ve Roberto Carlos ikilisi yarısı oynanmayan ilk 15 dakikada 3-4 kez bindirdiler Galatasaray'ın sağına. Roberto Carlos, 12. dakikada Vederson'un yerden kestiği topun üzerinden atlayıp Alex'e golü attırdı. Açık bir ofsayttı gol.
Fener golün ardından sonra beklemeye, Kazım'ın Servet ve Gökhan Zan üzerindeki hız farkını değerlendirmeye çekildi. Galatasaray bu bölümde topa hakim gözükse de kontrol Fenerbahçe'deydi. Kazım hızını konuşturduğu iki pozisyon yakaladı. Birinde Servet, diğerinde de Gökhan Zan'ı geçti ve gol açısı yakaladı ama faul düdüklerine takıldı. Bana göre temizdi pozisyonlar. Bu seviyedeki maçlarda savunma oyuncuları ile santrforlar arasında bu tür temaslar normal. Hele Gökhan Zan ile olan pozisyonda hiç temas yok. Geçen sene İnönü'de oynanan Beşiktaş maçında aynı pozisyonu bu kez Güiza ile yaşamıştı Gökhan Zan. Orada devam kararı çıkmış ve pozisyon aktıktan sonra golle sonuçlanmıştı. Kesilen bu 2 atak dışında Fenerbahçe'nin devre sonunda soldan yine Vederson'un ortasında Lugano'nun direkten dönen kafa vuruşu ve Alex'in yayın gerisinden yaptığı kesme ile bulduğu pozisyonlar var. Galatasaray ise 20.dakikada Sabri'nin altıpasa kestiği ve Nonda'nın dokunamadığı top dışında tehlike üretemedi.
İkinci devreye de Fenerbahçe hızlı girdi. Kazım'ın ilk 5 dakikada yay civarından atıp kuşları vurduğu 3 şutu var. Hemen devamında, 53. dakikada, presi sayesinde kapılan topta Alex'in aldığı penaltı ve 2. gol geldi. Leo Franco'nun ikinci derbisinde görmediği ikinci kırmızı kart bu ayrıca. Alex için de söyleyecek sözüm kalmadı. Her doğumgününde üzülüyorum sadece.
Fenerbahçe - Galatasaray derbilerinde bu dakikada 2-0 öne geçmek başka bir gidişata işarettir. Beklenti içine girmedim desem yalan olur, ama Galatasaray çabuk geri döndü. 57'de Hakan Balta'nın golü geldi. Görüntü terse döndü. Galatasaray cesaretlenirken, Fenerbahçe panik bir şekilde kabuğuna çekildi. Galatasaray Kewell'ın aklı ve soğukkanlılığının önderliğinde yüklenmeye başladı ama Elano & Nonda ikilisinin pasifliğinden pozisyon üretemediler. Sadece korku saldılar.
Görüntünün tekrar Fenerbahçe lehine döndüğü an ise Fenerbahçe fizik olarak düşmeye başlamışken Keita'nın atılmasıdır. Galatasaray'ın en formda oyuncusu - kimilerine göre yılın transferi - Fenerbahçe'nin bu sezon en büyük balonu olan Roberto Carlos'u maçın başından beri geçememişti. Geçtiği ender anlardan birinde çangal ile durduruldu. Roberto Carlos'a cezasını sahadaki otorite kesmek üzereyken, Keita kendi işini kendisi gördü. Dayanamayıp 75. dakikada sağ kroşeyi çaktı. Oyundan atıldı. Peşinden Guiza 79.dakika boş kale klasiğini sergiledi. Bu sezon boş kaleye, boş pozisyonda kafa yerine omuz vurmayı başardığı 2. pozisyon bu. 87'de Aydın beraberlk fırsatını tepmese bugün manşetler farklı olabilirdi. 90+1'de Andre Santos'un yakın direk dibine vurduğu topu Leo Franco çıkardı ama 90+2'de Guiza'nın topuğuna mani olamadı.
Daum'un başarılı taktik planı ve takımın özverisi sayesinde Fenerbahçe 3-1 kazanarak Galatasaray ile puan farkını 5'e çıkardı ve Kadıköy'deki seri de 11. yılına girdi.
Barcelona'yı getirip Galatasaray forması giydirseniz durum değişeceğe, bu zincir kırılacağa benzemiyor. Bunun sebeplerini inceleyecek değilim. Galatasaray'ın sürüyle profesyoneli, takip eden uzmanları var. Benim ve tüm Fenerbahçeliler için zaman mutlu olma zamanı. Mutlu olmadığım tek nokta Şükrü Saracoğlu Stadı'ndan sahaya yapılan müdahaleler, ki büyük ihtimalle de saha kapama cezası gelecek birkaç maç.
Oysa derbilerin özel ve farklı olmasının yegane sebebi rekabet ve o rekabetin içindeki hikayelerdir. Fenerbahçe - Galatasaray derbilerinde bolca var ve dün yenileri de eklendi. Herbirinde duygu patlaması var. Aklınıza ne gelirse. Sevgi, bağlılık, tutku, coşku, nefret, mücadele, tavır, vs... Emsali gerçekten az ve bu derbi de bu yüzden çok büyük. Bunun parçası olmak, sahiplenmek, o heyecanı hissetmek tarif edilemez ama bunu futbol üzerinden yaşamak ve konuşmak lazım. Oyuncular için de geçerli aynısı. Belki o zaman derbinin görkemli ruhuna biraz da futbol kalitesi eklenir. Bu mu Dünya derbisi geyikleri de durulur.
24 Ekim 2009 Cumartesi
23 Ekim 2009 Cuma
2009 FIFA U-17 Dünya Kupası
Mısır'da düzenlenen U-20 Dünya Kupası beklentilerimin çok uzağında kaldı. Ev sahibi Mısır'ın turnuvanın başında elenmesini, Kosta Rika-Birleşik Arap Emirlikleri-Macaristan gibi underdog takımların geçtiği turları, Gana'nın şampiyon olmasını kastetmiyorum. Bunlar ilgi unsuru olabilir ama hiçbiri sahada oynanan futbolun önünde değildir. Şahsen bu yaş grubundaki futbolculardan ve ekol ülkelerden daha fazla kalite bekliyordum.
Oysa benim favorim olan Brezilya'dan dahi beklediğimi bulamadım. Sadece as değil yedek kadrosu da çok güçlüydü Brezilya'nın. Kaptan Giuliano turnuvanın en değerli 3. oyuncusu oldu ama çizdiği profil inanın hiçbirşey. Internacional gibi bir takımda bu yaşta 10 numaraya layık görülmüş, tarzı Elano'yu andıran ama çok daha fazla role ve mevkiye ayak uydurabilecek bir oyuncudur. Ben turnuva sonunda kendimi ona özel bir yazı yazmaya adamıştım ama final ve yarı finalde felaketti. Erteledim. İkinci yazıyı da sol ayaklı Ronaldo dediğim santrfor Maicon Bittencourt'a düşünüyordum. O da Alan Kardec'in fiziksel cazibesinden ötürü yedek kaldı. Almanya maçını almayı başarsa da, sol ayaklı Maicon final maçında kupa penaltısını sağ ayağıyla atarak seramoninin seyrini değiştirdi. Bir başka kaybeden hikayesi. Alex Teixeira var biraz. Alan Kardec'in bu kafa yapısı ve sezgileriyle fiziksel avantajını kaybettiği ortamlarda sıradanlaşacağını düşünüyorum. Serie B'de yapamaması da buna işarettir zaten.
Şimdi yeni bir Dünya Kupası başlıyor. Nijerya'da 17 yaş ve altındaki yetenekleri izleyeceğiz. Arjantin'de River Plate forması giyen Daniel Villalva'yı izlemek Ariel Ortega keyfi uyandırıyor. Ezeli rakip Boca'da forma giyen Sergio Araujo ile de sağlam bir uyum yakaladıklarını göreceksiniz. Arjantin'in bu turnuvadaki en değerli üçüncü oyuncusu kaleci Damian Martinez. İspanyollar'da Koke, Borja, Muniain, Muniesa; Almanya'da Avrupa Şampiyonası'nın ardından Liverpool'a transfer olan ortasaha oyuncusu Buchtmann ve Köln akademisinin meyvesi Yabo, sağ bek Basala, Scheidhauer- Götze - Thy'den oluşan hücum hattı ve Hollanda için ter döken Oğuzhan Özyakup benim en beğendiğim Avrupalı oyuncular. Bunların dışında Uruguay'ın iki yetenekli hücumcusu Polenta ve Gallegos, Kolombiyalı Edwin Cardona izlediklerim arasında beğendiğim diğer oyuncular. En merak ettiğim takımlar hiç yurtdışından oyuncusu olmayan ev sahibi Nijerya ve son zamanlarda İngiltere'ye iyi ihracat yapan Honduras.
Türkiye'de Berkin Aslan, Muhammet Demir, Engin Bekdemir, Onur Karakabak bildiğim ve beğendiğim oyuncular ama fazla ilerleyebileceğimizi sanmıyorum. Kollektif oyundan çok uzak olduğumuz gibi fiziksel olarak da çok etkileyici bir takım değiliz.

Brezilya'yı sona bıraktım.
Brezilya yine turnuvanın favorilerinden, önemli oyuncular izleyeceğiz elbette ama onlardan bahsetmeden evvel ekolle ilgili birkaç notum var. Brezilya futbolunda tabandan başlayan yapısal bir takım değişiklikler var. 20 yaş altı takım Mısır'da 4-2-3-1 oynadı. 17 Yaş altı takım da 4-1-4-1 dizilişini tercih etmişti Güney Amerika şampiyonasında. Klasik dizilişleri olan 3-5-2 ya da 4-2-2-2'ye evrilen 4-4-2'yi bırakmaya başladılar ve Avrupa'yı model almaya başladılar.
Santos'da oynayan Neymar, Inter'e transfer olan Philippe Coutinho gibi oyuncular Brezilya'nın en iyi bilinen yetenekleri. Neymar bence Coutinho'dan daha hazır bir oyuncu ama kadroda Avrupa takımlarının esas hayran olacakları oyuncu adayım Joao Pedro. 4-1-4-1'de hem savunmanın, hem de ortasahanın önündeki tek oyuncu olarak oynayabiliyor. Sanki Julio Baptista'yı klonlamışlar ve kaleye sırtı dönük oynayabilme özelliği eklemişler. Her mevkide oynayabilecek bir isim ve benim favori oyuncum.
Bir başkası da Dodo. Sol bek asıl mevkisi ama stoper de oynayabiliyor. Sadece teknik ve fizik olarak değil kafa olarak da Avrupa'ya en hazır Brezilyalı oyuncu. Manchester United en büyük müşteri. Ortasahada oynayan Elivelton'un boy sorunu var ama çok iyi, çok güçlü, sert, top hırsızı bir ön libero. Emerson tipinde. Zezinho çok yönlü bir hücuma yönelik ortasaha oyuncusu. Juventude gibi zayıf bir takımdan gelmesi, kendini ispat etme sevdası turnuvada performansını arttırabilir. Diğer dikkate değer oyuncular Wellington Sanches ve Wellington Silva.
Turnuvada ayrıca Massimo Busacca, Howard Webb, Wolfgang Stark, Tom Henning Ovrebo, Stephane Lannoy gibi Şampiyonlar Ligi hakemleri boy gösterecek. Mısır'da felaket hakem yönetimleri vardı, Nijerya'da daha dikkatli olurlar umarım.
Maçlar yarın başlıyor. Gruplar, fikstür ve kadrolar için adres burası.
Steaua Bükreş 0 - 1 Fenerbahçe

Steaua Bükreş 4 sezondur kendi liginde şampiyon olamıyor. Geçen sene dibe vurup ligi 6. bitirdiler ve bu sene yeniden yapılanıyorlar. Bir sene önce Şampiyonlar Ligi 3. öneleme turunda Galatasaray'ı eledikleri takımın yarısı yoktu sahada. Golanski - Radoi - Goian - Marin dörtlüsünden oluşan savunma dörtlüsünden tek kalan Golanski. Roberto Carlos ile akran olan Marin'in yerine sol bekte artık Rada oynuyor. Radoi - Goian tandeminin halefi ise Ghionea - Baciu. Ortasahada Toja'nın partneri Petre'nin sakatlığında Eric Bicfalvi/Onicaş. İleride Moreno ya da Stancu değil Kapetanos var. Kalede de sene başında Zapata değil Tataruşanu oynuyordu. Yani takımın omurgası neredeyse yenilenmiş. Takımın çaylak olmayan tek bölgesi Nicolita ve Szekely'nin oynadığı kanatlar. Ne kalite ne de uyum olarak rakibe üstünlüğünü kabul ettiremiyorlar. Ligde kendi evinde oynadığı 5 maçta 4 gol atabilmişler. UEFA Avrupa Ligi'nde de henüz gol atamadılar.
Fenerbahçe maçında da bu sorunlar net olarak gözüktü. Fenerbahçe'nin ortasahada kullandığı Mehmet Topuz - Cristian - Emre - Andre Santos dörtlüsü, Alex ve Semih'in yokluklarına rağmen, maç başlar başlamaz pas yaparak oyuna kontrollerine aldı ve Steaua Bükreş'i deplasman takımı havasında oynamaya zorladılar. İlk 15 dakikanın ardından da Emre ve Özer'in organizatörlüğünde gol girişimleri başladı. Andre Santos'un kale ağzında değerlendiremediği iki seken top, Kazım ve Mehmet Topuz'un 18 yakınında attıkları şutlar Fenerbahçe'nin ilk devrede yakaladığı pozisyonlar. Steaua Bükreş'in tek gol girişimi 9. dakikada Kapetanos'un attığı şut. Devrenin özeti Fenerbahçe'nin gol girişimlerindeki 10-1'lik üstünlüğü ve rakibinden üç kat fazla pas yapması. Öyle ki; Steaua Bükreş teknik direktörü Stoichita buna dayanamayarak ezilen ortasahasına 41. dakikada yaptığı Onicaş ile müdahale etti.
Romenler bu değişikliğin de etkisiyle oyunda daha fazla gözükmeye başladı. Kapatanos biri direkten dönen, diğeri de gökhan Gönül'ün son anda yaptığı hamleyle önlenen iki pozisyon buldu ama Fenerbahçe yine oyunun kontrolünü ve temposunu ayarlayan takımdı. İlk 15 dakikada 5 kez Zapata'nın kalesini yokladı ve 6. girişimde, 59. dakikada da Kazım ile golü buldu Fener. Biraz ofsayt kokuyordu ve son vuruş açısından da özel değildi belki ama hazırlanış açısından özel ve güzel bir goldü. Özer'in goldü hazırlarken yaptığı ince dokunuş Fenerbahçe taraftarının onu neden bu kadar sahada görmek istediğine dair verilebilecek en güzel saha içi örnektir. Fizik olarak ilerledikçe daha başka mevkilerde, daha başka rollere de soyunacak bu genç adam. Yeteneği fazlasıyla mevcut.
1-0'dan sonra hem Steaua hem de Fenerbahçe farklı bir anlayışa büründü. Stoichita Kapetanos'un yanına ikinci forvet olarak Daryo Moreno'yu soktu. Fenerbahçe'nin skoru koruma psikolojisiyle birlikte Romenler oyunu Fenerbahçe yarısahasında oynamaya ve pozisyon bulmaya başladılar. 60-70 arasındaki 10 dakika boyunca maç Fenerbahçe için birden Gaziantepspor maçına döndü. Roberto Carlos ve ortasaha oyundan düşmeye, Fenerbahçe yarı sahasına hapsolmaya başladı. Gol bağıra bağıra gelirken Daum bu kez uyumadı. Vederson hamlesini yaptı. Maçta gitgide ritmini bulan ve fizik olarak da Andre Santos'tan eksiği olmayan Özer'in çıkması bana göre doğru tercih değildi ama Vederson değişikliği yerindeydi. Fenerbahçe oyunu dengeledi ve Selçuk değişikliğiyle de maçı tamamen kontrolüne alarak galibiyeti korumayı başardı.
Şu an Türkiye'nin en iyi pas yapan takım Fenerbahçe. Alternatifli ve kaliteli bir ortasaha rotasyonu mevcut. Maçları da ortasahasıyla kazanıyor. Aynı kalite kanatlarda da mevcut ama aynı verim alınamıyor. Oysa eldeki hücumcu kanat bekleri ve bu sene yapılan Mehmet Topuz ve Andre Santos transferleri bir türlü iki yakası bir araya gelmemiş Fenerbahçe kanatları için önemliydi. Beklenti yaratıyordu. Daum sezon başında bu farkı işlemiş ve Andre Santos'u parlatmıştı. Kanat oyunundan bahsedebiliyorduk. Belki takımdaki forvetlerin karakteri, belki beklerin performansındaki düşüş, belki de başka birşey. Sebebini bilemiyorum; ama Fenerbahçe'nin kanat hücumcuları sezon başındaki görüntüsünden uzak. Çok fazla içeri katetmeye ve oyunda kaybolmaya başladılar. Bu Emre ve Cristian'ı da kısa ve ortaya oynamaya zorluyor. Sene başında atılan derin ters toplar artık yok. Böylece Fenerbahçe'nin hücumdaki seçenekleri azalıyor, Alex oyunda merkez haline geliyor. Bu ortadan zorlanan oyuna rakiplerin önlem alması daha kolay olacaktır. Goldeki atağı ve benzerlerini daha sık tekrarlamalı Fenerbahçe.
Kazım'ı santrfor olarak izlemek de ilginç deneyimdi. Teoride düşündüklerimi sahada yapabileceğini görmek beni umutlandırdı. Semih kadar iyi pasör değil, oyunu okuyamıyor ve Guiza kadar da iyi pozisyon alamıyor belki ama onlarda olmayan fiziksel artılara sahip Kazım. Güçlü, uzun, hareketli ve hızlı. Dripling yapıp, top da taşıyabiliyor. Kendini oyuna verir ve adam gibi çalışırsa diğer eksiklerini giderebilir. Başarırsa eldeki forvetlerin hepsinden de faydalı olabilir.
Toparlayalım.
Fikstürdeki Galatasaray derbisinden ötürü oluşabilecek konsantrasyon kaybını, takımdaki sakatları, Bükreş deplasmanında daha önce bir Türk takımının kazanamamış olmasını ve Steaua'nın gruptaki konumunu düşünerek 1 puanı maçtan önce verseler ben razı olurdum. 3 puan ve Sheriff'in Hollanda'da yaptığı sürpriz ile gelen grup liderliği işin kaymağı oldu. Bir sürpriz olmazsa bu liderlik devam eder. İçeride oynanacak 2 maç ve UEFA Avrupa Ligi'nin kalitesi geçen sene ki felaketi affettirmek ve puan olarak tekrar yükselmek için önemli bir fırsat. Kullanmak lazım.
Graz ve Eskişehir maçlarıyla küçük bir krize kapılan Galatasaray da gollü Trabzonspor ve Dinamo Bükreş galibiyetleriyle eski havasını buldu. Derbi güzel olacak.
21 Ekim 2009 Çarşamba
Yaran İtalyan Pankartları

Sandro Ciotti İtalya'nın Halit Kıvancı. 2003 yılında öldükten sonra gazeteci Giancarlo Dotto sezonun en komik pankartının seçildiği yarışmaya Sandro Ciotti'nin ismini verdi. 4 senedir veriliyor bu ödül. 2009 yılının galibi açıklanalı da 10 gün oldu ama işten güçten atlamışız. Ödül 22 yaşındaki Torino taraftarı Eleonora Ingrassia'ya gitti. Torino'nun Serie B'ye düşmesine "Şükürler olsun ki sarhoştum" pankartıyla tepki vermişti. Ödül alanlar arasında benim favorim Milan taraftarının Silvio Berlusconi'nin çıtır sevgilisi Noemi ile ilişkisini kullanarak hazırladığı pankart. "Papi bana Adebayor'u al. İmza Noemi". Benzer ödül için bizde de malzeme çok. Tribündergi ön ayak olsa ?
Looking For Schmeichel
St. James' Park'ta tam 13 yıl önce. Looking for'a özne olacak ne kadar da çok sima var.
Milyonluk Gol
Ferencvaros kulağa nispeten tanıdık gelir. Macaristan futbolu için birçok ilkin yanında bu kulübün ismi yazar. Avrupa Kupası kaldırmak ve Şampiyonlar Ligi'ne katılmak gibi. Debreceni için kupa kaldırmak hayal, ama tam 14 sezon sonra Macaristan'ı Şampiyonlar Ligi seviyesinde temsil ettikleri gerçek. Ne var ki boru gibi bir gruba düştüler. Liverpool, Lyon ve Fiorentina her Şampiyonlar Ligi haftasında bir maçlarını bay geçiyorlar desek yanlış olmaz şu ana kadar. Katılmak güzel ama bir yere kadar. İlk 2 maçta gol atamadan 5 gol yiyince yerel basın oyuncuları motive etmeye karar verdi. Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk Debreceni golünü atacak oyuncuya para ödülü vaad ettiler. İşe de yaradı. Peter Czvitkovics dün oynanan Fiorentina maçında attığı golle hem Şampiyonlar Ligi tarihinde gol atan ilk Debreceni futbolcusu oldu hem de para kazandı. 1 milyon forinti var artık. 4000 € ediyor. Bozdurup bozdurup harcasın. Czvitkovics'in Türk muadili Cihat Arslan tarihe geçmek dışında birşey kazanmış mıydı ?
Liverpool Tarih Yazdı

Başlayıp da hala bitiremediğim bir yerel futbol derbileri incelemesi var. Gidişatı da pek iyi değil. Ama yine de oltam boş sayılmaz. Derbileri incelerken, profillerini çıkarırken kendini eğilimlerinizi de farkediyorsunuz. Tamamı değil elbette derbilerin bir çoğunda maviler ve kırmızılar oynuyorlar. Fenerbahçe - Galatasaray, Inter - Milan, Liverpool - Everton, United - City, Boca - River, Gremio - Internacional gibi. Benim tarafım hep maviler. Liverpool tek istisna. Fenerbahçe dışında üzerine kafa yorduğum, kaybedince üzüldüğüm takımlardan biridir. Benitez'e bu blogda boşuna sallamıyordum. Beklentim vardı. Bu sezon dengeler de lehineydi, ortam müsaitti. Liverpool tarihinin en mutlu ve coşkulu sayfalarından biri yazılabilirdi. Benitez tersten anlamış olacak. Lyon mağlubiyetiyle Nisan 1987'den beri yapamadığını yaptı Liverpool. 4 maç üstüste maç kaybetti. Ben Gerrard ve Torres yerinde olsam çoktan toplamıştım bavullarımı. Benitez'in gideceği yok.
Pame Thryle, Pame Zico

Olympiakos haftasonu Asteras'ın sezonun en iyi futboluyla 3-0 ile geçmiş ve PAO'nun deplasmanda aldığı sürpriz Kavala beraberliğiyle Yunanistan Süper Ligi'nde liderliğe oturmuştu. O moralle Standard Liege karşısına çıktılar Karaiskakis'de. Zico takımın en formda iki oyuncusu Diogo ve Torosidis'în sakatlıklarından dolayı oynamadığı maçta geldiğinden beri oynattığı 4-3-3 dizilişinden vazgeçip Fenerbahçe'de başarılı olduğu 4-4-1-1 ile oynattı takımını. Hücum hattında tek santrfor Mitroglou'ya kanatlardan Galletti ve Zairi, ortasahadan ise Maresca'nın destek vereceği bir düzenle yayıldılar sahaya. Maresca'nın ardında, orta göbekte Dudu ve Oscar yer aldılar. Maresca ve Galletti'nin sakatlıktan yeni çıkmış olmasının yanı sıra, bu sene Zico yönetiminde bu oyuncuların birlikteliğinde ilk kez bu şablonda oynayacaklardı. Hücumda fark yaratabilen Torosidis - Diogo - Derbyshire gibi oyuncuların yokluğu, ve Liege'in Bölöni ile yerleşen pas oyunu ve iyi alan savunmasını da ekleyince Olympiakos'un gol bulmak bir yana oyunda hakimiyet kurmasını dahi zor görüyordum. Öyle olmadı.
Thyrlos hem iyi paslaştı, hem de topa daha fazla sahip olarak oyunu domine eden taraftı. Rakip Standard Liege'i Mbokani ve De Camargo'nun kontrataklarına mahkum edip, bilhassa solda Zairi, sağda Galletti'nin yaratıcılığı ile gol girişimlerine bulundular. Üretkenlik sağlayamadılar gerçi, ama uzaktan şutlar ve kornerlerle Sinan Bolat'ı abluka altına aldılar. Maç boyunca attığı 10 kornerin 5 tanesini ilk 15 dakika kullandı Olympiakos. Mellberg pek çoğuna çıkıp vurdu ama çerçeveyi 1 kez bulabildi. O vuruş da etkisizdi. 24. dakikada Galletti'nin attığı nefis şut direkten döndü. 36'daki ikinci denemesi de isabetsizdi. Hemen ardından gelişen Liege atağında Jovanovic araya oynadı, De Camargo kapattığı köşeden Nikopolidis'i avlayarak Liege'i 1-0 öne geçirdi. Maçtan önce Gate 7 ile dalaşan 700 Liege taraftarı üst baş çıkarıp kendilerinden geçtiler. Belçikalılar golün verdiği moralsizlikle gardı düşen Thyrlos kalesini 5 dakika boyunca etkili yoklasa da, 43. dakikada Galletti'nin kullandığı serbest vuruşta Mitroglou'nun kafa golüne engel olamadılar. Golün dakikası çok önemliydi.
Devrede bilhassa sezon başından beri her maçta ilk 11 başlayan ve 90 dakika oyunda kalarak yorgunluğu gitgide belirginleşen Dudu'yu çıkarmasını, zayıflayan göbeği güçlendirmesini bekliyordum Zico'nun ama ikinci devreye de aynı kadroyla başladı. Oyun ilk yarıdaki görüntüyle devam ederken, 70. dakikada maçın kırılma anı gerçekleşti. Jovanovic'in topu direkten döndü. Zico oyuna müdahale etti. Gruptan çıkması için galip gelmesi şart olan maçta, bir kanat forvet olan Zairi'yi çıkarıp ortasahanın ortasına 34 yaşındaki Stoltidis'i aldı. Değişiklik sonuç verdi. Olympiakos bu son 20 dakikada Liege'den önemli bir kontra yemediği gibi hücumda da baskıyı arttırdı. Ne var ki Sinan Bolat'ı geçemediler. Bu bölümde 5 kurtarış yaptı Türk kaleci ama 90+3. dakikada gelen gole mani olamadı. Galletti'nin kornerden kestiği top Dudu'dan sekip havalandı, boşta kalan topa Stoltidis kafayı vurarak golü attı. 2-1 kazandılar. Maçın kahramanı hem attığı gol, hem de 10 ay süren sakatlığın ardından yaptığı dönüşle Stoltidis ama adamı Maresca. Muazzam oynadı. Gilberto Silva ile birlikte Türk takımlarında farkedilmemiş olmaları üzücü.
Geriden gelerek alınan zafer, oynanan oyun Olympiakos için sevindirici. Aslın önemli olan ise hem oyun hem de anlayış olarak Ketsbaia ile incinen büyük takım karakterinin iyileşiyor olması. Zico yavaş yavaş felsefesini yerleştiriyor, hem de kazanarak. Olympiakos'un yolu artık gruptan çıkmak için açık. Alkmaar'a deplasmanda yenilmemek turun anahtarı. Aksi takdirde içeride Arsenal'i ya da dışarıda Liege'i yenmeleri lazım stres yaşamamak için. Zico'nun Şampiyonlar Ligi serisi de devam ediyor bu arada. Şampiyonlar Ligi kariyerindeki 6. iç saha maçındaki 6. galibiyet bu Zico'nun. Ligde de içeride dışarıda tüm maçlarını kazandılar. Pame Thyrle, Pame Zico...




